28 Eylül 2008

çekmeyen anlamaz, iş başa düşmedi oğlum,çekse bilirdi



sınırları içinde yaşamaktan usandığım güneşli şehre bulutlar çöktü yine. "ruh halim de müsait, hava da kötü bugün" girişli şarkılara, akustik gitarlı, ağlamaklı vokallere hazır olduğumu düşünüyorum. hemen de kötü havaya ayak uyduruyorum.
şarkılara hep bir anlam yüklüyorum, her daim yaşanmışlıklara ait bir fon müziği uygun görüyorum ve bu yüzden birkaç cigabaytlık dosyaları playleyemiyorum winampımda. rezalet.

kendimi ifade etme çukurunda boğuluyorum yavaş yavaş. kimse duymadı beni. çıkar yol yok. çıkarcılar var. onlar da beni benden alıyorlar.
almayın. yetersiniz. sen de o da ve sen de. ve diğerleri.
ve şöyle,
düşmanımın düşmanı dostumsa dostumun düşmanı nasıl dost postuna bürünür de düşman görünür? rapime çağrı. yov yov yo! sanofebiç.

tebeşirle çizdiğim sınırları demirden kalkanlarla sarıyorum.
gel de çıkama içinden//sen gel bir de kolaysa. hayır kolay değil.
sizin için girişler/benim için çıkışlar bir yıl kapalı; algılar hep açık(yolum da). köprü trafiğinden ben arsız kleptoman; yıkılanların ardından susuyorum. suların altından kana kana bilmem kaçıncı köprümü kuruyorum. açılış 2009 sonu. yalnız, varlıklar arası değil, çıkarlar arası duygusuz feminist gay geek ve banjee birliklerinin düşünce ve tasarılarının tam da üzerine, şimdilik kaçak, sonra belediye izinli inşaata başladım virgül ucuzcu değil mükemmeliyetçi müteahhit aranıyor parası neyse çalışır veriririz nokta yeter ki yıkılmasın.
bir yenisine daha katlanacak gücüm yok.

anlatacak kimse kalmadığında etrafında, o zaman sanal ifşalara başlıyor zaman çalar,
"o kadar yalnızım kiaaaağğğh" nidalarıylan içi acıyor, iç kanamadan ölüyor/ölemiyor/ölmüş gibi yapıyor.
çoğunlukla zararsız. nu-man peace!

....

yollar biter miiğğ? söyle be kardeş. yine, sömürgen cumhuriyetlerin emirliğine yol alıyorum. etnik öğelerin her birinin aynı potada eritildiği ancak moderniteden de hayli payını almış ortamlarda dantelli şiveli, tarhanalı baklavalı, suratsız yasaklı, sınırlı sevimli(zorla güzellik) diyaloglar/genelde monolog şeklinde yol alsa da... saklanacak bir yatak altı, masa altı, dolap içi dahi yok çünkü erzak dolu hepsinin içi. allah ne verdiyse. allah pastayı direkman gönderseydi nebatat gibi, dolabın içine saklanmak için daha çok çaba da sarfederdim çünkü onu da savaş günlerinde aç kalmayalım diye saklarlardı ama peynir, turşu, salamura gıdalar... bir yerden sonra sirke tadı veriyor.
savaş çıkana kadar o eve gitmemek istiyorum. ama gidiyorum. hatta kalıyorum.(ağlayan sımayli, böhürdeyen sımayli, fak sımayli)
bu sefer yorganların arasına saklanacağım. gömme dolabın içinde uyuyakalmak istiyorum. yorgan olup, sadece gece vardiyasına kalmanın sevinci ve huzurlu sessizliğiyle örtülmek, ağırlığımla altımdaki insanı mutlu etmek istiyorum. peluş değil, yün yorgan olmak istiyorum. kendimi biliyorum.
bir yorganın, görev bilinciyle gömme dolapta bekleyişiyim ben.
kokulu ve yorgun. gündüzleri evin kalabalığını sevmeyen...

günleri kalbime gömerim kara kara
bir çıkış bulamadım ara ara
üstüme yağan kurşunların hepsi de karavana
hadi kaç, saklan paravana.//Kolo


(kim ne kadar tanımazsa beni, inandırıcılığım o kadar azalıyor. kim ne kadar çok tanırsa beni, inandırıcılığım o kadar artıyor.
inanmayın. ama tanıyın.
üstünüze alınmayın.)

0 öptüm, bay.:

formspring.me || test değil, yazılı.

tombik tombik hoop tombik  

counter to blogger