27 Ekim 2008

kaşara mektup























sevgili kaşarım,
seni seviyorum.
aslında bu kadar çabuk söylememem gerekirdi... biliyorum. ağırdan falan alsam kendimi, biraz kuul olsam, açık vermesem. daha rahat yaşayacağız ilişkimizi.
olsun ama, ben samimiyeti elden bırakmayayım.
hem, senin de benim kadar samimi olduğuna inanıyorum.

seninle, çoook uzun senelerdir birlikteyiz, biliyorsun. kah ailecek oturduğumuz pazar kahvaltılarında, kah akşamüstleri televizyonun karşısında, kah akşam yemeklerinin o zengin sofralarında. bana ve sevdiklerime günün her saatinde yarenlik ediyorsun. iyi ki de ediyorsun.

hayatta güvenebileceğim yegane varlıklardansın. küçük bir tekerken sevimli, dilim dilimken yardımsever ve yenilikçi birisin. ama ben senin en çok büfe halini severim, ne yalan söyleyeyim. o selvi boyun dikdörtgen prizması görüntün beni benden alır. seni buzdolabında o halinle gördüğümde kendimi dünyanın en güvenilir mekanındaymışım gibi hissederim, kendimden geçerim. çünkü bilirim ki, hem kalın, hem ince hem küp küp doğrayabileceğim ergonomiye sahipsin. o iki kiloluk, üç kiloluk halinle bir hafta kadar birlikte inanılmaz güzel ve anlamlı vakitler geçiririz.

hatırlar mısın bilmem, ilk okulda eve döndüğümde sen ve ben oturur saatlerce susam sokağını seyrederdik baş başa... bir ekmeği bile katık etmezdik; o kadar mutluyduk birlikteyken. odamda saklamıştım kimse yemesin diye seni... kokmuştun biraz ama, bakteriliyken bile çok lezzetli ve hoş görünüyordun.
ama gün geldi sandviç ekmekleriyle, gün geldi kare tost ekmekleriyle, gün geldi ayvalık tostu ekmekleriyle seni aldattım. mantarın, çorbanın, makarnanın yanından eksik etmedim seni. onları da seviyordum çünkü. sen de anlayışlıydın, hiç üzülmezdin. çünkü seni her zaman düşündüğümü, birinci planda tuttuğumu bilirdin.

kimi zaman babam eve beyaz peynir alırdı. seni eve getirmezdi her zaman. o zamanlar gözüm hep seni arardı. o erimiş halini hayal ederdim ekmeğin arasında... lavaşın arasında dönerle kaynaştığını düşlerdim geceleri... sucuğun ve margarinin içinde salınışın gelirdi gözlerimin önüne... domates çorbasının içindeki o çıtı pıtı halin düşerdi aklıma. babama seni eve geri getirmesi için yalvarırdım.
ne kadar da özlerdim seni.

kaşarım,
sen hep buzdolabımda ve yanı başımda bulun. n'olur.
marketteki arkadaşlarına da söyle, babam geldiğinde onları da kırmasın, alıversin. ben onları da en az senin kadar seviyorum.
senin ilk bahar tazeliğini, ekmeğin arasındaki asil duruşunu, soğuğunu sıcağını... herşeyini çok seviyorum.
elimde değil.

0 öptüm, bay.:

formspring.me || test değil, yazılı.

tombik tombik hoop tombik  

counter to blogger